DARIO FO'NUN "KLANSON, BORAZANLAR VE BIRTLAR" ADLI OYUNU ÜZERİNE TURGAY KANTÜRK'LE SÖYLEŞİ
 

Söyleşi: Şehnaz Pak

 



dario fo oyunları içinde “klakson, borazanlar ve bırtlar”ın ne gibi bir rengi ve özelliği var? nedir bu oyunu sizin için cazip kılan?

 

Klakson, Borazanlar ve Bırtlar (KBB)  Dario Fo’nun güncel siyaset üzerine en tartışmalı ve en etkili oyunu. Fo’nun Aldo Moro’nun kaçırılmasından sonra yazdığı ikinci oyun olan KKB’da bir devlet adamı yerine, çok yerinde bir değiştirmeyle, bu kez bir iş adamını yerleştirir yazar. Bu ters yüz ediş bir yüz değiştirmeyle (patron ve işçisi) simgelenir ve olayların gelişimi, dolantı komedisi olmaktan çıkarak, sistem eleştiriyle sonuçlanacak bir fars’a dönüşür. Hiç kuskusuz ki, bizim de sıkça yaşadığımız devlet, halk ve kapital ilişkisini açığa çıkaran skandalları anımsatır KBB. Oyunun cazibesi de, tehlikesi de burada yatıyor zaten.

 

"klakson, borazanlar ve bırtlar”ın genel anlamda sermaye, hükümet ve halk sarmalındaki tartışmaya açıldığı grotesk bir fars olarak tanımlanabilir. bu bağlamda siz nasıl bir yorumla oyunu sahne üzerine taşıyorsunuz?

 

Az önce söylediğim şeylerden ötürü yazarın belki de en ‘İtalyan’ sayılabilecek oyunu KBB. İtalyan halk tiyatrosu geleneğinin sağlam bir temsilcisi Fo ve aynı zamanda dünya çapında bir yazar. Geleneksel tiyatroyla bağını koparmadan tüm modern sayılabilecek biçim ve biçemleri de kullanmakta usta. Benim yorumumda özellikle epik sayılabilecek bu biçim arayışlarını, fars’ında türüklerini de kullanarak, yaşadıklarımızın nerdeyse ‘saçma’ ötesine geçtiğini anımsatarak, epik ve absürd arasında gidip gelen, KBB’ın bir  tiyatro oyunu olduğunu ısrarla izleyiciye anımsatan bir yorum. Oyunun bildirisiyle ve fars’ın çılgın temposunu zaman zaman yabancılaştırmalarla durdursam da, yazarın fars’ı amaç edinen tavrına sadık kalmaya çalıştığımı söyleyebilirim.

 

"fars’ı dario fo’nun bu kez amaç edinmesi söz konusu" diyorsunuz. bunu biraz açar mısınız?

 

Fars’ı “ilkel, yalın güldürme öğelerinden yararlanan, bazen inandırıcılığın sınırlarını aşan, güldürmeyi amaç edinen oyun,” diye tanımlıyor sözlükler. Fo  KBB’da fazlasıyla siyasal sayılabilecek bir olayı gündemine yerleştirirken (bir çok oyununda olduğu gibi) bu kez fars’ın matematiksel kurgusunu yetkinlikle sahneye taşımayı da amaçlıyor. Bir biri ardına açılıp kapanan kapılar, yer ve yüz değiştirmeler, çılgın bir kovalamaca söz konusu. Yazar son sahnedeki ekonomi ve siyaset ilişkisini açımlayıcı tahlillerini bir sanayicinin ağzından söylemek için fars’ın inanılmaz temposunu ve gülmeceye hizmet eden tüm öğelerini seferber ediyor.

 

 

durum komedisinin ağırlığını hissettirdiği oyunda karakter komedisine de yönelik bir açılım izlendi mi rejide? ya da ne tür bir komedi dilinden bahsedebiliriz sizin sahnelemenizde?

 

Karakter ve durum komedisinin içiçeliğinden söz edebiliriz. Benim sahnelememde göz önünde tuttuğum, en üstüne titizlendiğim şey, tipik İtalyan saydığım bu oyunu hiç türkleştirmemeye özen göstermek ve durumların ya da karakterlerin yalnızca altı çizilerek izleyicelere kimi şeyleri anımsatmak gibi bir amacım olduğunu söyleyebilirim. KBB sonuçta güldüren ve anımsatan bir oyun olsun istedim.

 

oyunda ülkeler değişse de bir takım çürümüşlüklerin aynen baki kaldığına tanık oluyoruz. italya ile türkiye’nin benzer bir kaderi paylaşması gibi... buradan hareketle seyirciye çoğu kez bu ülkeyi anımsatan tekst üzerinde ne tür bir dramaturji çalışmasına gittiniz?

 

Hiç böyle bir şeye gerek duymadığımı söylemeliyim öncelikle. İtalya ve Türkiye sizin de söylediğiniz gibi  birbirlerine çok benzeyen toplumlar ve tabii insani tavırları da çok yakın. Uyarlamaları hiç sevmemişimdir kaldı ki! Bir oyun ya da edebi metin başka bir ulusun dilinde, kalbinde ve bilincinde benzer ya da yakın etkiler uyandırmıyorsa zaten okunmaz, oynanmaz, çevrilmez yani tüketilmez ya da yeniden üretilmez. KBB’ı seçmemin asıl nedeni de bu. Yetmez mi?

 

oyun özünde, 1978’de aldo moro’nun kızıl tugaylarca kaçırılması ve devletin örgütle pazarlığa girmemesi sonucunda bir siyasinin yaşamını yitirişinden yola çıkıyor. ve bu kez “kaçırılan bir iş adamı olsa durum ne olurdu?” sorusunu ters yüz ediyor. yani sıkı bir politik komedi. politik komediyi sahne üzerine çıkarmanın ne tür handikapları var?

 

Olayın takibi açısından çeşitli riskler içermiyor değil KBB. Öncelikle kaçırılma ve kazanın anlaşılması için geçen zaman oyunun girişini oluşturuyor ve izleyicinin sıkı takibini gereksiniyor. Sonrasında olayın gelişimiyle başlayan çılgın evre izleyicinin de katılımıyla oldukça şenlikli bir durum komedisine dönüşüyor. Finali hazırlayan bu evrenin sonunda Fo’nun belki de bu oyunu yazmasına neden olan bölüm geliyor. Tüm eşyaların hareketiyle desteklediğimiz final, sanayici ve devletin kolluk kuvvetleri arasındaki çatışma oyunun en can acılıcı bölümü bana kalırsa. Fo’nun ustalığı da burada zaten. Kimilerine sevimsiz ve tehlikeli gelebilecek görüşlerini fars’ın olanaklarıyla destekleyerek, bir anlamda da izleyiciyi yanına almayı başararak, sevimli ve dozunda bir söylem oluşturuyor. Benim yaptığımsa Fo’yu ete kemiğe büründürürken, bu sevimliliğe ve haklılığa bir zarar vermemek.

 

seyircinin politik komedi karşısında ne tür bir tepki vereceğini tahmin ediyordunuz?

 

Oldukça sıcak bir tepki veriyor izleyici. Provalar sırasında oyunun çok İtalyan oluşu ve bildirisinin nasıl algılanacağını merak etmedim değil doğrusu. Ama oyun izleyici karşısına çıktığımda aldığı tepki kimi kuşkuların yersiz olduğunu gösterdi açıkçası. Tahmin edilenin üzerinde politik bir insan bizim insanımız. Bunu bu oyun aracılığıyla bir kez daha anladım. Dikkatle izlenen, katıma izin veren ve izleyiciyi düşünsel anlamda üretken olmaya çalışan, aynı zamanda da eğlendiren bir oyun olduğunu söyleyebiriz.

 

 

tüm farslarda olduğu gibi usta işi bir senkron ayarı ve tempolu oyunculuk istiyor “klakson, borazanlar ve bırtlar”  oyunu. bu noktadan hareketle reji açısından ne tür bir deneyim yaşadınız? 

 

Dario Fo’nun fars’ı amaçladığını söylerken kastettiğim şeyler açısından bakacak olursak, bu çılgın temponun en dikkat gerektiren yanı hem reji, hem de oyunculuk açısından ustalık gerektiren bir şey; zamanlama. Nerdeyse Ray Cooney oyunları hızında bir temposu var KBB’ın. Farklı ele aldığı konu ve varmak istediği yer. Bu açıdan bakıldığında ayrıcalıklı ve ayrıksı bir fars’la karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Oyunun politik söylemine zarar vermeyen bir hareket düzeni ve tempoyu durdurmayan yorumlamalar benim bu oyunda dikkat ettiğim şeylerdi. 1985-1991 yılları arasında ikinci Dormen Tiyatrosu’nda tüm oyunlarda oyuncu ve yönetmen yardımcısı olarak çalışmış olmam, fars konusunda doğal olarak avantajlar sağladı bana. Ama bir kurum tiyatrosu olan BBT’nın genç ve enerjik kadrosuyla çalışmanın getirdiği avantajlar da söz konusu. Sonuç olarak bana, söylecek sözü olan bir fars sahnelemenin, istediğim sonuçlara yaklaşmış olmanın ve bir çalışmanın daha sonlanmasının garip tadı kaldı diyebilirim.

 

Dario Fo, çoğunlukla yararlandığı bir teknik sayılabilecek olan fars'ı bu kez amaç ediniyor. Yer ve yüz değiştirmeyle elde ettiği patron-işçi-yaratık figürünü fars'ın merkezine oturtarak, oldukça hareketli, zaman zaman da siyasal olarak “hararetli" bir sorgulamaya dönüştürüyor. Fo'nun usta kaleminden çıkmış oldukça iddialı bir siyasal komedi diyebiliriz bu oyun için...