SİYAH EŞYA


'Dil yazıdan eskidir,' diyor ses. 

Kıyıyı dövdüğü yerde dalganın, kum ve söz siliniyor, yiten şeyler için bu!


I. Lento Lugubre -Moderato Con moto- Andante

Seni unutmadım! Ey giz-göz, dil
Ne savaşlar yitirdi bu yolda
Eklenip ayrılan görüntüydüm, mumdum,
Işığıyla doygun, susmadım
Seni unutmadım! Kent bir
Şölenden şölene, deli-söz'
ün kırdığı zincirdim, kaçtım
Sen kendine yeni alkışlar,
Bense hep! hep! Seni unutmadım!

Baktığım yerden uzaktaydım çok
Süzüldüm, çağ; o yırtık eldiven!
Kendimden sonraki olmayı denedim,
Dip yüzeylerde ilk gibi son'dum.
Adanmıştım, ara yönler buluyordum
Değişken sızının kucağında.
Başucumda ıslık ve ağ; yakalandım!
Yok-ülke düşleri, doru atlar
Günübirlik yazının hırçın bilgisi!

Tüm tuzaklarınızı biliyordum oysa,
Uzağındaydım sinsi rüzgarınızın,
Güzçiğdemleri çağırıyordu, kır ve çığ!
Düşen dillerinizle, esriktiniz.
Sizi unutmadım! Bağdaş kurmuş bir
İsyanın elebaşlarıydınız,
Doru-beylerdiniz, gitgide azalan
Çiğ sesiyle çalgıların.
Duydum! Doydum! Sizi unutmadım!

II. Vivace Con spirito

Sonra kağıt ve kalem! ve buğu, okunaksız
Elyazıları. 'Oku!' dedi
Ses, yoğun-yazı; o kargış silgi, kazı!
Yapışan yakama o gümüş saplı
Bıçak; düş! ve kana doymaz saatı ülkenin
Kaç kez durmaya yeltendi. Hep boşa
Döndü yelkovan. Ey gençlik rüzgarları!
Yetmediniz, eylemediniz beni,
Batıp çıktığım gizemli gemi! Unut beni!

Yön! Hep giderken birşeyler unuttuğumuz,
O uğursuz istasyon. 'da kırıldı
Ayna, kesildi bilekleri kurak yazların
ve bir sağanak gibi birdenbire,
Yere göğe sığdıramadığım ilk-yazı; bun.
Avundum! bildik şarkılarla, esrik.
Ey aldanış, kaç kez salladın bu umarsız
Beşikte beni, her yan çığlık! 'tı;
Sustum. Uyudu da büyümedi sessizliğim.

Unuttum! Harfleri, yüzleri, sizleri!
Belleğime kazınan o pirinç levha
Dağıldı kağıda, hayalet öykülerdi onlar,
Büyüdüm sizle, korka korka.
Gün geldi dağa çıktım; denge, zaman
ve uzamla kolkola; eskidim!
Yazdıkça çıldıran küldü dağ! ve ay!
Yitik söylenceler gibiydim,
Gölgeydim ve uzak! Susmak yasaktı bana.

III. Andante Con moto

Biliyorum, bu durak kendini bekleyenlerin
Durağıdır, kimbilir kaç kez geçtiğim,
Yorgun! ve konaklamaktan yıldığım han.
Kırdığım hangi kılıç bu, ki
Hep! hep! hep! gövdeme saplanan! an!
Geçtim siz çoktan, ilk'ler, son'lar
Yenilikler, öncülük'ler, aykırılık'lar ve
Ucuza kapatılmış Cumhuriyet sözcükleri;
Satır aralarına gizlenmiş eşyanın hazin nefreti!

Çekin ellerinizi, kanlı ellerinizi
Öteki'nin düşlerine dokunmayın,
Söylediğiniz içli şarkılar sussun, yeter!
Su kuşlarını bırakın bana, gömütleri
Yağmalamayın, ölüsevici dilleriniz düştü
Gözümden, o çalgılar size göre değil!
Soylu düşüncenin önünden geçerken, 
Buruşturmayın yüzünüzü, öğle rakılarında.
Kötü çeviriler bile kurtaramaz, aymazlığı.

İnce solo'lar, trio'lar, quartet'ler! Siz!
Sonra birinci kemanların kekeme
Dokunuşları! Çığlık çığlığa bir düşten
Uyanırcasına, yiten önsözler!
Siz büyütmediniz beni, emekledim, düşüp
Kalktım yanlışlarımla. Çekilin!
Söz size! Gizlerim kendimi bu sahnede,
Alkışların sustuğu yerdeyim ben,
Yokum! Yokluğumu boğazlamayın, çokta!

V. Allegro Con fuoco

Ah! O şimdide kilitli yarın-saçmalıkları,
Pastel ve serseri tarihçilerle
Oynaşan ah! beyaz eşya! Kim bıraktı sizi
Cami avlularına ve hep aşka
Çalışan iğdiş-yüzü yazı'nın, eskidi
Tahta kaşıklar gibi, suskun.
Ordaydım; sesimi çıkarmıyordum, duymayın
Varlığımı diye. Oysa artık
Yırtıldığı yerde atlasın; bir çığlık, tiz!

Bu esmer akşamı ben seçmedim, sunuldu
Yasak bir elma gibi sözcükler, alın
Verdiğiniz tüm ödülleri! Her şeyin solduğu
Yaşa geliyorum artık, yolum size
Çıkmaz sokak, adresimi değiştirdim çoktan,
Posta kutum zaten yoktu.
Yalnızca sözcüktü sokak, anlamdınız,
Anlamadınız bana çıktığını tüm
Sokakların. Kapatın kapıyı; devrildim ve şah!

Bağlayın yine gözlerimi, yine elimden
Tutup uçurumun kıyısına kaç kez,
Uçurun beni. Ey elimden tutan gölge!
Söz! Unutmam seni! Yarınsızım,
Sorgula beni, yangınlara at, durma!
Dilimden dökülen çakıltaşlarını
Gizle, o gün yeniden! yeniden! Yeniden
Başlamak gerekirse her şeye;
- Bir Siyah Eşya olsun, dilimde şiir!

V. Serenade Mélancolique - Finale

Doğrudur aldandığım, ikiz'im!
Kapımı açtığım, sizin için.
Bağışla beni büyülü söz, hep
Çekerken o tetiği, ince terazi.

Ey okur! Çevirirken sayfayı; öl!
Ki bir daha! bin daha!
Unut ayrıldığın limanı, başka
'laş ey leş! Bitmeyendir baş...



EĞRETİ    Behçet Necatigil için

Susardı elleri düşüncenin
Ama şimdi bakışmalar. -akşam saatleri.
Oysa biliniyordu
Odalarda. -kağıtlar, kibrit kutuları.

Birden soğumuştum yalnızlıktan
Yakınmalar, sakınmalar
O mavi gerginlik
Karanlıkta ordan oraya kaçışmalar.

Oysa hep sirklere çıkardı sabah
Ev yırtardı penceresini sardunyanın
Ben sesimi! odalara kitlerdim
Bir telaştı geçti, unutuldum.

Ne kadar gitsem, hep dönüyorum.

 


SON'BUL     İlhan Berk için

Hep sevgili söz. Hep son Istanbul. Hep sonuncu yüzün
Senin, kadehler doldukça kırılan, hülyalı
Akşam ey! Bırak Çengelköy'de batsın güneş, hüzün
İskelede kabuk bağlasın, suya gömülse de yalı.

Bak nasıl örseleniyor kent. Üsküdar kanto gibi uzak,
Altımız gök, üstümüz toprak. Üç-beş adım sonra
Sıkıntıyız biz, biz Cumhuriyet! Alkole boyansın ufuk,
Hep susalım, hep! Yasak çiçekler gibi açılsın sofra.

Bak işte bu rakı, bak işte buz, işte Beykoz! Hangimiz
Düşsek kuyusuna şehvetin, yine o kötücül
Kuş; Pera! Senin ağzının kuşları Hera, çıplağız.

Ko bir anı gibi kırılsın Cadde, ko boynu bükül'
sün Asmalımescit'te şişelerin, ağla sen ve gül!
Yine gül! Dökülsün kurşun kubbeleri Istanbul'un.



DÖŞÖLÜM KUYULARA     Metin Eloğlu için

Ben de mi böyle, ansızın
varlığımdan yokluğumdan habersiz
taştan taşa sıçrayarak
geldiğim gibi karış karış
gidiyorken, salkım saçak.

Bekliyorum, oysa konu - komşu
Jaccottet zaten yaşlandı
yelek cebimden düştü Bouchet
Dupin yaşıyor mu, izini yitirdim çoktan
Laude inatçının teki, köpeği hep havlıyor
yalnızım, bildiğin gibi.

Bu kuyu ancak böyle dolar
eli kulağında, kızoğlan kız, dımdızlak
gideceğim, bana göre değil başlamak
sondan geliyorum
ıpıslak!

 


CELTİS PUBİS 
    Ece Ayhan için

I.
İşte seni bu harfle çoğaltıyorum, çoğaltıyoruz. Gibi U.
Bakımsız. Bataklıkta, sarp ve yabanıl zambaklar. Gibi bu.

II.
Denizden denize bakan siyah gözlük. Kılavuz.
Çocukluk. Mührüm sizde, bırakılmıştır.

III.
Devlet'ten emekli bir tramvayın Devlet'e doyduğu,
o kötürüm saat. Biliyorum, biliyoruz'dur.

IV.
...sonra. Eşlik eden, dolunay. Gibi çevirirken sayfayı,
bir karaltı. Düşermiş do. Hangisi? Anlarız!

V.
Unutulur! Teneffüslerde yazılan şiir. Ayakbağıdır.
Çalgıcılar düş görmez sarayda. Çok yaşa!

VI.

Ah! alışkanlığı! okuma sağa soldan gözünün İnsan




MELEK DALGINLIĞI     Haydar Ergülen için

Bu ormanı geçebilirsin, kuğuları da
bu salıncak hep sallanır, ağaç
uyur, içim uyur yurtsuz bir nergis
gibi, bu ormanı geçebilirsin
suluboya aşkları da, gövde;
kuytu bahçeler yangını, buz!
ve sen o'nu söyle, ipeği
ama siz! o mektup güzelliği!


Bu pencereyi kapatabilirsin, yazları da
bu çocuk yine küllenir, ben
susarak uyanırım, elma unutur
dalını, bu pencereyi kapatabilirsin
su vururum yüzüme, kuşlar uçar
yitirir yolunu çölde serap
ve sen şiir söyle, sureti
ama siz! o melek dalgınlığı!

Bu gece üşüyebilirsin, kadınları da
bu dil artık paslanır, sen
parkta bir ekim ıssızlığı
bu gece üşüyebilirsin, ormanı
öperiz, koklarız pencereyi
bir çocuk annesine ağlar, korkarız
ve sen aşkı söyle, rüzgarı
ama siz! o cellat yalnızlığı!


PRENS PUSULA     Orhan Alkaya için

Kırılmış bir pusulayız biz
biz geniş zamanları özleyen
özleyen incileri, o boyun ah!
ah! aynalı bir bildiridir tarih
tarih ki hep doğuda kırılan.

Oysa çocuktuk, yorgundum
balkonlar kime ağlardı
ilkgençlik balolarıydı, al atkılı küheylan
fesleğenlere dönsek, ne mümkün
ne mümkün! çıldırmanın evliyası
akşam sönerdi bi'çare, sözcükler bir de
vals! vals! avuçlarım aç
o müphem ülke, örgütlü liman
günahsızdık ve eyvah!

Zarifti, uçurumdu düştük
düştük paramparça ayak izlerimiz
ayak izlerimiz birer eski'z ve siyah
siyah sakalımızdan çekiyor bizi hayat
hayat ki, prens pusula, heyhat!

 


REQUEM


Bu dünyadan gitmenin yolu yok!


I.

Dönsem bir şeyler umarak, dönmesem kim sürer ayak izimi, benden başka? Son katın da tutulduğunu bilmesem, bu gövde kendine kiracı, demlenir.

II.

Dönerim bir gün, dar gelir dünya. Kalsam giderim buralardan, gitsem oralarda kalırım, yarım.

III.

Parmaklarımdır tarih; mürekkep ve hokka, o gri kalem, yazsam hep sarmal-gece. Kimbilir hangi kapıdır, geçmiş dolunaylar; çalmayın! Açılmaz, kendime yazdığım mektuplar!


IV.

Çeksem tetiği, kimseler ölmez. Kuşatır eşyanın yılgınlığı; siyah! Gitgide uzaklaşan kent rüyasıyım. Kendine saplanan ok olurum, yok olurum; ölemem!

Turgay Kantürk